Güncel Haberler| 21 Nisan 2014, Pazartesi

Asıl darbeciden mektup var!

Büyük tiyatro”ya artık bir son vermenin vakti geldi. Cesur ve mert kalem olmanın avantajı, vicdanını ve insanlığını kaybetmemiş olanların size ulaştırdığı hayati bilgilerdir. Satın alınmış kalemlerin yazamayacağını sizin yazabildiğinizi bildikleri için tarihin akışını değiştirebilecek istihbaratlar size ulaşır. AK Parti ve camia arasındaki gerginliğin asıl sebebinin bir "postu kurtarma” mücadelesi olduğunu biliyordum. Ancak kesin kanıta sahip değildim. Gerçekleşen darbenin asıl merkezinde görev yapmış bir subay bugün bir mektup gönderdi ve işin arkasında kimin olduğunu açıkladı. Kripto merkezlere giren ve darbe toplantısına katılan subay, bu mektubu bana göndererek darbeyi tutan elleri gösterdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti Hükümeti, cemaat veya uluslararası ortak bir komplo ile değil, 3. Ordu’da hazırlanan bir darbe planı ile devrilmeye çalışılıyor. Askerlerin hiç konuşmamasından ve sanki son krizle hiç ilgilenmiyormuş gibi yapmasından kuşkulanıyordum. Gerçi Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın ahmak "kumpas” tweet’inin abartılarak Genelkurmay Başsavcılığı’nın Ergenekon ve Balyoz sanıklarını kurtarmak için suç duyurusunda bulunması, görenler için müthiş paslaşmaya delildi.

Genelkurmay başkanı Orgeneral Necdet Özel’in Türkiye gazetesine verdiği röportaj ile darbe başladı. 17 Aralık ve 25 Aralık 2013 "Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk” operasyonları, darbeyi engelleyemedi.  Cuntacı yapı, Özel Harb’in uyuyan hücrelerini son iki yıldır uyandırmış ve kendi ifadeleri ile "kurtuluş veya istiklal savaşı” veriyor. Kurmay paşalara düzenli olarak brifing ve görevler verilmiş durumda ve 3. Ordu’da yapılan bir toplantıda, "bu iş bitti, biz tüm planlarımızı ve çalışmalarımızı yaptık , hiç endişeniz olmasın ülkeyi AK Parti ve cemaatın elinden kurtaracağız” denilmiş. Teyakkuza geçirilen tüm sivil birimlerle özel harp inanılmaz ve ustaca bir siyasi infaz yapıyor. Başbakan Erdoğan, tıpkı Süleyman Demirel’in 28 Şubat "Postmodern” darbesinin başına geçmesi gibi "Yeşil 28 Şubat Postu Kurtarma” darbesinin başına geçti.

Tam bir paralel devlet olan ve 12 yaşlı emekli paşadan oluşan Milli Birlik Komitesi başkanı, eski Özel Hareketler Komutanı Sabri Yirmibeşoğlu’nun onayladığı cunta ekibi başında tanıdık bir isim var. Darbeyi, kamuoyunda Erzincan komplosu diye bilinen, bu nedenle hakkında Ergenekon’da dava açılan, ancak ifadesi 2 yıl alınamayan Orgeneral Saldıray Berk yönetiyor. Şahsen Bakü’de askeri ataşe iken 1998’de tanıştığım Berk’i cemaatın Türkiye düşmanı olmadığı konusunda ikna ettiğimi düşünüyordum, yanılmışım. Berk, Erzincan’da oynadığı "Alevi oyunu” ve cemaat evlerine silah koyup "terörist örgüt gösterme planı” ile deşifre olmasına rağmen, Genelkurmay’da planlama yapmaya devam etmiş. Fişlemeyi asla bırakmayan, MİT’deki özel harp ekiplerini kullanan şebeke zaten fişleme anayasaya aykırı laflarını bugüne kadar hiç iplemedi, bugün hiç takmıyor. Fişleme için hiç bir devlet kurumu ve yetkilisinden özel izne ihtiyaç duymayan cunta ekibi, medya, siyaset, akademisyen kanadında tüm gücünü kullanıyor.

Erzincan – Ergenekon davasının bir numaralı sanığı 2010 yılında Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in kısa adı EDOK olan Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’na atandığını herkes biliyor. Peki bilinmeyen, daha doğrusu pek hatırlanmayan önemli bir bilgi vardı. Hürriyet, 21 Haziran 2004 tarihli nüshasında rahmetli Yener Süsoy’untarihi söyleşini yayınladı. Söyleşiyi veren kişi emekli korgeneral İzzettin İyigün’ündü. Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki takma adı "çift beyinli” olan emekli Korgeneral İyigün bakın o gün neler anlatmıştı:

" 28 Şubat’ta Sincan’da tankları yürüten, balans ayarını yapan benim. Öncesinden ne Karadayı’nın haberi vardı, ne de Çevik Bir’in. Sadece 3 kişi biliyorduk: Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Doğu Aktulga, Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Köksal ve ben. O tarihte EDOK Komutanı’ydım, zırhlı tümen bana bağlıydı.”

O zırhlı tümen halen EDOK Komutanlığına bağlıdır. Sadece o tümen değil, Türkiye’deki tüm zırhlı birlikler, kara havacılık komutanlığı, komando birlikleri, askeri okullar vb. tüm unsurlar EDOK Komutanı’na bağlıdır. EDOK Komutanı bir anlamda ikinci kara kuvvetleri komutanı gibidir.

Bu koltuğa Orgeneral Saldıray Berk 2010’da oturdu ve ilk işi cemaatı MİT’de terör örgütü listesine aldırıp, 4800 cemaat üyesini takip ettirmek oldu. Zira asıl meselenin Erzincan’daki tarikat soruşturması değildi, artık sağır sultanda biliyordu. Bu sebeple suçlamaların merkezinde "İrtica İle Mücadele Eylem Planı” bulunuyordu. Berk’in, Hükümetin sivil toplum kuruluşu kabul ettiği tarikatlara dokunması ile AK Parti arasında anlaşma zemini arandı. MİT üzerinden "Sarı Öküz” formulü bulundu. Berk, "sen bana cemaatı ver, diğer cemaatler senin olsun” pazarlığı yaptı ve istediğini aldı. MİT’in kullanıldığı bu planda KCK’da "7 Şubat krizi” bizzat emekli Berk tarafından planlandı ve AKP ile cemaat arasında kırılma tezgahlandı. Berk, başbakana olan hıncını ve cemaat nefretini sivil hayata taşıdı. Neden mi?

Berk, 20 Mayıs 2008 günü PKK’lı teröristler tarafından 1993’te 33 kişinin öldürüldüğü Kemaliye’nin Başbağlar Köyü’nde düzenlenen törene katıldı. O dönem Üçüncü Ordu Komutanı olan Berk, helikopterin gelmesini beklerken iddiaya göre vatandaşlara "Başbakanın memleketi sattığını da biliyor musunuz?” dedi. İddianın internet sitelerinde yayınlanması üzerine 20 Temmuz 2010 günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Fatih Şahin, Orgeneral Saldıray Berk hakkında ’Kamu görevlisine hakaret’ ettiği gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Berk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiası ile 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.  2011’de emekli edilen Berk, Emekli Orgeneral Saldıray Berk, "terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla ilk kez Yargıtay’da hakim karşısına 14 Haziran 2012’de çıktı. Berk soruşturma açılması kararında Ergenekon terör örgütünün Erzincan lideri olmakla suçlandı ve 7.5 ila 15 yıl arasında hapis cezası istendi. Halen dava devam ediyor.

Berk’in geride bıraktığı planı devralan, hükümeti düğmeye basıldıktan sonra 6 ay içinde düşürme planı yapan cunta ekibinin ilk hedefi  Fethullah Gülen ve cemaatını AK Parti’den tamamen ayrıştırmak. Bu amaçla Hizmet Hareketi’nin güvenirliği, halk nezdindeki kredisi ve olumlu imajı hedef alındı. Gülen’in ahitleşme restinden sonra toplum büyük bir şaşkınlık yaşadı ama sis perdesi tam aralanmadı. Başbakan bu darbe girişiminin farkına varmış olmalı ki, cemaatı cuntacı askerler önüne yem olarak atıyor ve kamuoyu önünde şeytanlaştırıyor. Başbakanın "Haşhaşin iftirası” ile cemaatı satması, her şeyde günah keçisi yapması ve cuntacılara yedirmesi hükümeti kurtarmaya yetmeyebilir. Emniyet’de 3000 kişiye yapılan operasyon resmen cunta ekibin emri. HSYK üzerinden yargı müdahalesini AK Parti ve Erdoğan bir robot gibi yapıyor. Cemaate yapılan operasyonu başından beri bilen Erdoğan, iki yüzlü tavır sergiliyor, pabuç bağlı olduğu için bu sefer dik duramıyor ve 12 yıldır beraber yürüdüğü cemaatı arkadan hançerliyor.

Erdoğan, önüne konan darbe krokisine aynen uysa bile haziran ayına kadar istifa etme noktasına gelebilir. 30 Mart 2014 seçiminde yüzde 35 eşiğine gerilemeyi göze alan Erdoğan’ın tek hedefi cumhurbaşkanlığına çıkıp başkanlık yetkisi kullanarak askeri vesayeti durdurmak. Ancak kurmay heyetin buna izin vermeyeceği ve Erdoğan’ın hem cumhurbaşkanı olup hemde AK Parti’yi idare etmesine göz yummayacağı biliniyor. Zaten cuntanın amacı, yaza kadar AK Parti’yi kesin ikiye bölmek ve temmuz ayında AK Parti içinden doğacak ikinci parti ile cumhurbaşkanlığı seçimi atmosferine ülkeyi sokmak. Cemaatın parti kurmaya niyeti olmadığına göre suçlu aramayalım.

Özetle Türkiye’ye büyük bir tır tosladı, herkes bugün cemaatı suçluyor, ancak kara bulutlar dağılıp ak ile kara ortaya çıkınca bugün kendini kullandıran, cemaata söven, öz kardeşine ihanet eden isimler çok utanacaklar. Medya’da bu darbe sonrası büyük bir deprem yaşanır ve bugün kalemlerini bilerek veya bilmeyerek cuntaya kiralayan veya satanların toplum huzuruna çıkmaya yüzleri olmayacak. Medya sisteminin aşırı devletleşmesi, sivil toplumun öldürülmesi ve demokrasinin katledilmesi, Türk toplumunda büyük bir travmaya yol açacaktır.

Erdoğan, yıllar sonra, eğer tabi halen yaşıyor olursa, bir özeleştiri yaparsa, eminim askeriyede kurmay eğitim sistemini değiştiremediği veya özel harp dairesini küçümsediği için hata ettiğini söyleyecektir. Ordumuzdaki kurmaylık eğitim sistemi, kendi halkını ayrımcılık yapmadan sevecek bireyler yetiştirdiği zaman askeri vesayet düzeni tamamen kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
2014-01-21 10:52:08
Yasal Uyarı: Marmara Times yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Yazarın Önceki Yazıları: